Sayın Gülden Üner’in bir yazısını sizin ile paylaşmak istedim. Sayın Gülden Üner Hanım’ın diğer yazılarını kendi sitesin’den takip edebilirsiniz?

Sayın Gülden Hanım diyor ki :

” Yaşam kavgası tabirini sıkça duyarız çevremizde . Peki yaşam kavga mıdır gerçekten?

Kavga kelime anlamı olarak düşmanca davranış ve sözlerle ortaya çıkan çekişme veya dövüş demektir.

Yaşamı kavga ile özdeşleştirdiğimizde yaşamı düşmanımız olarak görüp onunla sürekli bir dövüş halinde oluyoruz.

Kavga eder gibi yaşamaya başladığımızda olumsuz düşünceler ağına takılıyoruz. Düşüncelerimiz duygularımıza ve davranışlarımıza yansıyor. Tüm bu olumsuzluk ağında debelenip duruyoruz ve hayata bakış açımız, hayatı algılayışımız ve yaşayışımızda otomatik olarak bu ağ içerisinde geçiyor. Hayat zor, para kazanmak zor, insanlar çok zor demeye başlıyoruz. Olumsuz bakış açısına sahip insanlar genellikle sızlanıp dururlar, hep şikayet ederler, başına gelen olumsuz olayların sorumluluğunu almazlar daima başkalarını suçlama eğilimindedirler ve dedikoduyu severler. Cümlelerinde asla, hep ve hiç kelimelerini sıklıkla kullanırlar.

Hayat onlar için olumsuzluklar girdabı haline gelmiştir giderek dibe çekildiklerini fark edemezler ya da farketseler bile çıkacak gücü kendilerinde göremezler.

Farkında mısınız ne kadar yorucu yaşamla kavga etmek?

Oysaki yaşam insanoğluna verilmiş bir armağan. Koşulsuz sevgiyle sunulmuştur ve mutluluk içinde yaşaması için ruh bedende can bulmuştur. Dünya realitesinde 3 yaşından itibaren insan koşulsuz sevgiden ayrı düşmeye başlar ve sistemle tanışır. Sistem; korkular, kurallar, yasaklarla doludur. Yaradılıştan gelen mükemmelliğini unutmaya başlar. Aile, çevre, eğitim, kültür, yaşadığı toplumun değer yargıları hızla nasıl yaşaması gerektiğini öğretir.

Toplumda kabul görmek için iyi bir okul bitirmek, iyi bir işe sahip olmak, ahlaklı olmak, kurallara uymak, düzene boyun eğmek gerektiğini öğrenir. Bunları hayat amacı haline getiren insan okula başladığı ilk yıllardan itibaren tabiri caizse yarış atı gibidir. Hep en iyisi olmaya çalışır. Alkışlar, onaylanma, ödüller, örnek alınan kişilik olma egoyu besler. Takdir gördükçe daha fazlasını yapmak ister. Tüm bunları yaparken ben mutluyum diyorsa ve gerçekten mutluysa sorun yok.

Birde beğenilmek, takdir görmek, onaylanmak uğruna yaşamla kavgaya tutuşmuşsa işte burada bir farkındalık yaşaması gerekmektedir. Aksi halde bu tempo ve kendini olduğu haliyle kabul etmeyip onaylanacağı şekilde yaşamaya çalışmak ağır depresyon ve son yılların sıklıkla rastlanılan hastalığı panik atak gibi rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden oluyor.

Yaşamda denge daima vardır. Dengede yaşamak; onaylanmak, beğenilmek, takdir edilmek gibi egoyu besleyip büyüten duyguların aksine HUZUR VE TAM OLMA duygusunu yaşatır.

Ruh-Beden-Zihin dengesini sağladığımızda dış referansların onayına ihtiyaç olmadığını anladığımız gibi mutlu olmak için mutlaka bir sebep arama ihtiyacı da olmaz. Bu dengenin nasıl sağlanacağı konusunda koçluk desteği alınabileceği gibi şu soruları sorarak dahi algı değişikliği sağlanabilir.

Ben kimim?

Ne için yaşıyorum?

Ne yapıyorum ve yaptıklarımdan ne kadar mutluyum?

Mutlu olmak için ne yapıyor olmayı isterdim?

Sorularını kendimize sorarak kendi özbenliğimizden cevapları alabiliriz.

Cevaplar almaya başladıkça puzzle’ın parçaları gibi yaşamın her parçası olması gerektiği yere gidecek bazı parçalar çıkacak bazı yeni parçalar eklenecek siz parçaları buldukça resim ortaya çıkmaya başlayacak. Resmi tamamladığınızda göreceğiniz şey sizin hayatınız olacak. Emek verdiğiniz bu resmin her noktası sizin imzanızı taşıyacak sizin dışında hiç kimsenin bu resme müdahale etmesi mümkün değil.

Mutluluğun resmini mi yapmak istersin, acının resmini mi? Karar sizin 🙂

Kendinizi anlamakla, dünyayı anlamak arasında fark göremiyorum. Yaşamdan şikayet eden kendinden şikayetçidir. Yaşamla kavga eden kendiyle kavga halindedir. Kendini değiştir ki dünyan değişsin.

Kavgayı değil, yaşamda daima sevinci, mutluluğu yakalamanız ve paylaşmanız dileğiyle;

Sevgiyle, AN’da kalın”

GÜLDEN ÜNER