Sayın Aydoğan Arkış’ın bir yazısını sizin ile paylaşmak istedim. Tango,Hayat ve Anı yaşamak konusunda çok güzel bir yazı.

‘Bir gün adamın biri ormanda bir kaplana rastlar. Korkar, kaçar ve kaplan da onu kovalar. Uçurum kenarına geldiğinde kaplan arkasındadır. Aşağı sarkan bir sarmaşığa sarılır ve kendini sarmaşıktan yavaş yavaş aşağıya doğru indirmeye başlar. Birden aşağıda kendisine bakan bir başka kaplan görür. Adamın aşağıya inmesini ve onu yemeyi beklemektedir. Yukarıda bir kaplan, aşağıda diğeri… Bu sırada biri beyaz ve biri siyah iki fare adamın tutunduğu sarmaşığı kemirmeye başlarlar.

Tam bu sırada adam sarmaşık dalının yanında toprak arasından fırlamış muhteşem bir çilek görür. Tek eliyle sarmaşığı tutar, diğer eliyle çileği kopartıp yer ve şunu söyler; ‘Tanrım ne kadar da tatlı’

Buddha ile belkide en eski halini yaşayan ‘Anı yaşamak’ ya da ‘Şimdiyi yaşamak’, Bertrand Russel ile varoluşçu felsefe modelinde ‘şimdinin gücüne’ döner ve bu güce ait felsefenin modern savunucusu Irwin Yalom ile günümüzde yoluna devam eder.

‘Şimdi’, geçmişten ve gelecekten soyutlanmak ve sadece o ana ait olmak üzerine tarif edilse de geçmiş ‘ders’, gelecek ise ‘endişe’ olarak ‘şimdi’ye hizmet eder.

Tango, anı yaşamanın en güzel şeklidir. En zevk vereni o an olanı yakalamaya yöneliktir. Kadın ve erkek o anın keyfini yakalamak üzere dans etmenin olgunluğuna eriştiklerinde Tangonun da tüm benliği yakalanmıştır. O ana inanmış bir bağlantı, o ana bağlanmış vücüt devinimi ve o anın birlikte hareketi; İşte tangonun tek tanımı budur.

Tango erkek tarafından bir önceki adımda yaptırılana veya kadının bir önceki adımındaki becerisine odaklanamaz. O dans, önceki ile ilgilenmez. Bu durumda aklımızda öncekinden ders çıkarma veya muhasebesini yapma çabaları yer alır ve ruhumuz o anı kaçırır. Bir önceki adımda olan olmuştur. Geçmiştir. Zaman bu andır.

Tango kadın tarafından bir sonraki adımda yapılacak süslemenin planlaması değildir. Ya da erkek tarafından bir sonra nereye gidileceğinin hesabını barındırmaz. Gelecek sadece o anın yaşattığı ile bırakılır ve sonraki uyumda yaşanır.

Kadının bir anda saran kolunu havaya alıp eşini sarmasında yaşadığı huşu işte o anın keyfindendir. Erkeğin, sarılmayı rahatlatarak tekrar eşini sarması anın yaşattığı motivasyon ve huzurdur.

Tango geçmiş ve gelecek kaygısı yaşatamaz. ‘Az önce ne güzel yürüdük’ düşüncesi tangonun tüm büyüsünü kopartır. ‘Birazdan öyle döneceğiz ki’ ise cehenneme atılan ilk adımdır. Bir tangoyu dans ederken ‘Ama şu orkestranın yorumu daha güzel’ düşüncesi bizi hep keyfisizliğin dostluğuna taşır. Yapılan müthiş bir dansın size veya başkasına ait olmaksızın tekrarını yapmaya çalışmak geçmiş ve kaygılar ile ne kadar ortaklaştığınızın kanıtından başka bir şey değildir…

O müziği orada yaşayabiliyor musun yaşayamıyor musun? Ettiğin dansın o anında mısın yoksa hala eşinin bir sonraki hareketinin peşinde misin?

Tango andır. O yüzden her dans teklifi özeldir, her dans özeldir. Çünkü anı dans edebilmektir haz. Gözlerin kapanması, yüzlerde kontrol edilemez ifadelerin oluşması, dans sonrası tutuşların sürmesi, o anın yaşanmışlığına bir teşekkürdür.

Dans ederken önümüzde yüzlerce çilek belirir. Ancak biz kaplanlara ve farelere odaklanmayı tercih ederiz. Onları planlar, onların istediği dansı yaparız.

Çünkü anı dans etmek emek ister. Vazgeçme, anını yakala…

Aydoğan Arkış